Aralık 24th, 2008

Kayseri Müzesi :

Kayseri Müzesi Müdürlüğü

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü

KAYSERİ MÜZESİ

1930 yılında Hunat Hatun Medresesi’nde kurulmuş, 1969 yılında Gültepe Mahallesi, Kışla Caddesi’nde yeni yapılan bugünkü binasına taşınmıştır. Eserler kronolojik bir düzen içerisinde iki büyük salon ve bahçede sergilenmektedir.

Birinci salonda; ilkin Eski Tunç Çağı’nın boyalı ve boyasız seramikleri ile su mermeri (alabastron) idollerinden örnekler, sonra da Kültepe kazılarında elde edilen Assur Ticaret Kolonileri Çağına ait eserler tipolojik olarak sergilenmektedir.

Bunların arasında çivi yazılı tabletler, pişmiş topraktan yapılmış yuvarlak, gaga ve yonca ağızlı testiler, çömlekler, vazolar, meyvelikler, kantharoslar, hayvan biçimli içki kapları (rython), kalıplar, madeni eşyalar, damga-silindir mühür ve mühür baskıları sayılabilir. Aynı salonun güney bölümünde Geç Hitit Çağının taş heykelleri ve hiyeroglifli stelleri bulunmaktadır.

İkinci salonda; geçiş koridorunda Frig Çağının boyalı ve boyasız seramiklerinden sonra Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarının Kayseri çevresinden derlenmiş eserleri, Beştepeler ve Garipler tümülüslerinden ele geçen mezar hediyeleri sergilenmektedir. Bahçede; Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarının mermer heykelleri, mezar stelleri, lahitler ve pişmiş toprak iri küpler açıkta sunulmaktadır.

Kayseri Arkeoloji Müzesi

Kayseri İli, Merkez Melikgazi İlçesi, Gültepe Mahallesi Kışla Caddesi No: 2′de yer alır. Müze inşaatına 1965 yılında başlanmış olup 26 Haziran 1969 yılında teşhir ve tanzim çalışmaları bitirilerek hizmete açılmıştır.

Müze, 8704 m²lik bahçesi içerisinde 580 m²lik iki katlı bir kullanım alanı üzerine oturmaktadır. Bina iki büyük salon, bir koridor ve çalışma odaları ve depodan oluşmaktadır.

Günümüzde tamamı arkeolojik eserlerden oluşan müzedeki eserlerin teşhir ve tanziminde, eldeki imkanlar ölçüsünde kronolojik bir düzen gözetilmiştir; eserler iki büyük salon ve bahçede sergilenmektedir. Buna göre 1. salonun girişinde Eski Tunç Çağının boyalı ve boyasız seramikleri ile mermer (alabastron) idollerden örnekler verilmektedir. Salonun devam eden bölümünde Kültepe’de açığa çıkarılan Asur Ticaret Kolonileri devrine ait eserler, tipolojik olarak sergilenmektedir. Bunlar arasında çivi yazılı tabletler, pişmiş topraktan yapılmış yuvarlak gaga ve yonca ağızlı testiler, çömlekler, vazolar, meyvelikler, silindir ve damga mühürler, hayvan biçimli içki kapları (ryton), madeni eşyalar ve kalıplar önemli bir yer tutar. Aynı salonun güney bölümünde Geç-Hitit Devrine ait taş heykelleri ve hiyeroglifli steller bulunmaktadır.

II. salona geçiş koridorunda Firig Çağının boyalı ve boyasız seramikleri teşhir edilmektedir.

II. salonda ise; Hellenistik-Roma ve Bizans çağlarının Kayseri çevresinde bulunmuş eserleri, Beştepeler-Garipler Tümülüsü’nden çıkarılan mezar hediyeleri ile Herakles-lahti ve urnalar sergilenmektedir.

Bahçede; Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarının mermer heykelleri mezar stelleri, lahitler ve pişmiş topraktan iri küpler açıkta sergilenmektedir.

Gültepe Mahallesi, Kışla Caddesi No:2
Tel : (0352) 222 21 49
Faks : (0352) 232 48 12

Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00/13.00-17.00 saatlerinde ziyarete açıktır.

Kayseri Etnografya Müzesi

Güpgüpoğlu Konağının selâmlık bölümünde yer almakta olup doğuda dış kale duvarlarına yaslanmaktadır. İki katlı yoğun bir kütleye sahiptir. Hayvanlara ait olan alt katı, bugün sergi salonu olarak düzenlenmiştir.

Üst kata dışardan bir merdivenle çıkılır. Odalar orta hol çevresinde düzenlenmiştir.

Müzede Kayseri yöresinin özelliklerini yansıtan Türk İslâm kültürünün çini, silah, ahşap, maden, el yazma, halı, kilim, erkek ve kadın giysileri ile takı ve süs eşyaları sergilenmektedir. Ayrıca Türk-İslâm çağlarının, altın, gümüş ve bronzdan yapılmış sikkeleri kronolojik bir düzen içerisinde sunulmaktadır.

Holün doğusundaki büyük odada Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları dönemine ait cam, çini ve ahşap-madeni eserler, ikinci odaya giriş koridorunda, ateşli-kesici silahlar ile erkek kıyafetleri, küçük odada ise, kadın kıyafetleri ve süs eşyaları sergilenmektedir.

Holün güneyindeki iki odanın büyük olanında Türk-İslâm devletlerine ait sikkeler diğer odada ise yazma eserler, batıdaki büyük odada, bakır ev eşyaları, halı ve kilimler sergilenmektedir.

Kuzeydeki yarı açık köşkte topak Türkmen çadırı, bahçede ise İslâmi döneme ait mezar taşları teşhir edilerek ziyaretçilerin hizmetine sunulmuştur.

Adres: Gavremoğlu Mah. Huant Hatun Medresesi/ Kayseri
Tel: (0 352) 222 21 48

Atatürk Müzesi

Kayseri merkez, Cumhuriyet Mahallesi, Tennuri Sokağı’nda bulunan bina; 19. yüzyıl sonunda Raşit Ağa tarafından ev olarak yaptırılmıştır.

Bina kesme taşlardan inşa edilmiş, iki katlıdır. Atatürk Heyet-i Temsiliye Reisi olarak 20.12.1919′ da Kayseri’ye geldiğinde bu evde kalmıştır. Bunun anısına restore edilen binanın üst kattaki bir odasında, Kayseri’yi ziyaretleri ile ilgili belge ve fotoğraflar sergilenmektedir.

Güpgüpoğlu Konağı

Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Cumhuriyet Mahallesi, Tennuri Caddesi üzerinde bulunmaktadır. 1417-1419 tarihleri arasında yapılmıştır. Haremlik ve selamlık olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

Selamlık bölümü, konağa daha sonra eklenmiş olup, bugün Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Haremlik bölümü, harem odası, sofa, gelin odası, mutfak, hizmetli odası, misafir odası, günlük oda ve gelin-damat odası olarak yapılmıştır.

Sofa (salon) yalnız kapı ve kapının üzerindeki pencerelerle aydınlatılır. Dışarıya açılan başka penceresi olmadığı için loş, dramatik ve gizemli bir karakter taşır. Sofa’nın boyu 10 m., eni 5 m., yüksekliği ise 7 m. dir. Kapıdan “seki altı” denilen kısma girilir. Ortada “çağ taşı” denilen bir taş yer alır. Seki altından iki basamakla tahtalı olan üst kısıma çıkılır. Buranın üç tarafı 30 cm. yüksekliğinde, 70 cm. genişliğinde bir divanla çevrilmiştir. Sofa’nın yan duvarlarında gömülü ahşap dolap ve nişler yer almaktadır. “Yüklük” denilen bu büyük dolaplar yatakları koymak içindir. Sofa’da mankenlerle evin sahibi ve misafirleri canlandırılmıştır.

Sofa’nın doğusunda gelin odası yer almaktadır. Konağın yabancıların girmesinin istenmediği mahrem bölümüdür. Sedirleri, gömme dolapları ile çok amaçlı olarak kullanılmaktadır.

Sofa’nın batısında bir kapı ile ön mutfağa, oradan da asıl büyük mutfağa (tokana) geçilir. Yemek pişirmek için yapılmış ocak, tokana’nın en belirgin özelliğidir. Burada mankenlerle mutfaktan günlük işleri yapan ev kadınları canlandırılmıştır.

Tokana’nın kuzeyinde eve sonradan eklenmiş bir kabul (misafir) odası vardır. Misafir odasının karşısında da konağın işlerini gören hizmetçilere tahsis edilmiş, küçük bir oda yer almaktadır.

Hizmetçi odasının üzerinden ahşap merdivenle ikinci kata çıkılır. İkinci katta gelin-damat odası ve günlük oda yer almaktadır.

Yazlık köşk kısmı, konağın batısındadır. Ahşap kolonlar üzerinde yükselir ve binaya sonradan ilave edilmiştir. Tavanı işlemeli olan köşkün önünü dekoratif taşlarla yapılmış bir havuz süsler.

Evin Tarihi

Kayseri’nin tarihinde de yazıldığı gibi 1419′da Mısır Kralı El Müeyeddin’in yardımı ile burada Zülkadiroğulları devleti kurulmuştur. Mısır’da o zamanlar Memlûkler saltanat sürüyordu. Memlûkler zamanında Kahire’de yapılan camilere bakarsak sofa’nın içinde, pencere kenarlarında kullanılan sütunların, onların zamanında yapılanlarla aynı olduğunu görürüz; ayrıca kapı üzerindeki siyah-beyaz taşlarla örülen kemerde ve kapı yanlarındaki taşa oyulan nişciklerdende bir Arap havası sezmek mümkündür.

Fatih Sultan Mehmet 1468 de burayı bir Osmanlı eyaleti haline getirmişti. Kayseri bedesteninin kuzey tarafındaki eski Pamukçular Çarşısı’na açılan kapının üzerindeki mermer kitabeden banisinin Kayseri Emiri Mustafa Bin Abdullah Bey olduğu ve binanın 1497 yılında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme sicillerindeki kayıtlarla, vakfiyesinde yazılı bilgilerden bu zatın Bursalı olduğu yazılmaktadır. Buradan da Bursalı ustaların Kayseri’de çalıştıklarını anlıyoruz.

Evin yapılış tarihi: 1419-1497 yılları arasıdır.

Çifte Medrese, Kayseri
(Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi)

Kayseri’de Çifte Medrese adıyla tanınan bina birbirine bitişik, açık avlulu iki yapıdan teşekkül eder. Birinin diğerinden daha enli olması dışında her iki bina da tipik medrese şemasına sahiptir. Ancak form bakımından görülen benzerlik fonksiyon bakımından görülmez; çünkü batıdaki bina bir şifahane, doğudaki tıp medresesidir. Diğer bir deyişle biri sağlık, öbürü eğitim kurumudur.

Gerek şifahane gerekse medrese bir açık avlu etrafında tertiplenen dört eyvanlı şemaya uygun olarak inşa edilmiştir. Şifahane, dış ölçüleri 41×32.50 m. olan dikdörtgen biçiminde bir yapıdır. Dört köşe avlusunun bir kenarı 12.50 m. olup üç yanı üç kemerli revaklarla çevrilidir. Ana eyvanın önüne rastlayan dördüncü revak tek açıklıklı yapılmıştır. Eyvanlar geniş açıklıklı orta kemerlerin gerisinde bulunur. Kuzeye düşen ana eyvan 10.50 m. derinliğinde ve 9 m. eninde büyük ve yüksek bir mekândır. Ana eyvanın iki yanına odalar konulmuş bunlardan batıdaki küçük bir oda, doğudaki ise birinden ötekine geçilen iki dikdörtgen oda şeklinde tertiplenmiştir. Portal yapının uzunlamasına ekseni üzerinde değildir; avlunun batısındaki revağın ekseni üzerinde bulunur. Beşik tonozlu dar bir geçitle şifahane bölümüne içeriden bağlanmış olan medrese, şifahaneden bir metre kadar geride yer almıştır, bununla giriş cephesindeki iki yapı vurgulanmak istenmiştir. Bu küçük fark göz önüne alınmazsa medresenin derinliği şifahaneninkine eşittir denilebilir. Ancak eni daha dar olup 27.50 metredir. Dolayısıyla avlusu da 14.00×8.00 m. ölçülerinde bir dikdörtgendir. Şifahanede olduğu gibi burada da bir revak avlunun dört tarafını çevirir. Dikdörtgen avlunun uzun kenarında revak üç kemerlidir ve yan eyvanlar orta açıklığın gerisinde bulunur. Avlunun dar kenarı kuzeyde, ana eyvanın önünde, tek kemerli; güneyde ise iki kemerlidir. Bu durum güneydeki binanın ekseninden kaydırılarak kemerlerden batıdakinin arkasına konulması zorunluluğunu doğurmuştur. Medresenin ana eyvanı, şifahanenin ana eyvanından daha dar ve daha az derindir (9.70×7.50 m.); bu eyvanın iki yanında ise biri büyük diğeri küçük iki oda vardır.

Doğu eyvanıyla yapının kuzeydoğu köşesindeki oda arasında bulunan ve altlı üstlü mezar mahzeni ile mescit kapıları avluya bakan türbe, dıştan sekiz köşeli mescid katı ve sekiz köşeli prizmatik külâhı ile tipik bir Selçuklu türbesidir. Mescidin içi silindir biçimindedir. Karşılıklı olarak duvarlarına biri dikdörtgen, öbürü yarımdaire sekiz niş açılmıştır. Bunlardan güneydoğudaki yarım-daire niş mihraptır. Dış görünüşü itibariyle sekizgen olan külâh içte de sekiz köşeli olarak yükselir ki, bu duruma külâhlarının içi daima kubbeli olan Anadolu Selçuklu türbe mimarisinde az rastlanmaktadır. Medresenin portali yine şifahanede olduğu gibi, batı revağının ekseni üzerinde, yanı soldadır.

İki binadan meydana gelen iki kapılı manzumeden yalnız şifahanenin portali üzerinde bulunan kitabe günümüze kadar gelmiş bulunuyor. Kitabeden şifahanenin 602 H.(1205) yılında II. Kılıç Arslan’ın kızı ve I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in kardeşi Gevher Nesibe Hatun’un vasiyeti üzerine inşa edildiğini öğreniyoruz. Şifahaneye bitişik olan Tıp Medresesi ise Gıyâsiye Medresesi adıyla tanınır ve Gıyâseddin Keyhüsrev (1192-1196, 1204-1210) tarafından yaptırıldığı kabul edilir. Ancak Tıp Medresesi’nin Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından yapıldığına ilişkin kesin bir bilgi yoktur. Selçuklu Döneminde yan yana, fakat değişik fonksiyona sahip iki yapının başka şahıslarca yaptırıldığı vâkidir. Buna örnek olarak Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa’sını gösterebiliriz. Diğer yandan bunun tam tersi durumlar da söz konusu olabilmektedir. Kayseri’de Hacı Kılıç Camii ve Medresesi veya Mahperi Huand Hatun Külliyesi gibi. Şu halde, Çifte Medrese’nin iki binasını da aynı şahsın yaptırmış olması imkansız değildir.

Medrese ve şifahanelerde bulunan türbelerde genellikle bunların bânilerinin yattığı bir gerçektir. Meselâ I. Keyhüsrev’in oğlu I. İzzeddin Keykâvus (1210-1219) Sivas’ta kendi yaptırdığı darüşşifadaki türbede gömülüdür. Gıyâsiye Medresesi diye bilinen medresede de bir türbe var, fakat bu türbenin Gıyâseddin Keyhüsrev’e ait olmadığını biliyoruz. Çünkü bu sultan Konya Alâeddin Camii’nin haziresindeki Kümbedhâne’de gömülüdür. Dolayısıyla türbenin Gevher Nesibe Hatun’a ait olduğunu düşünmek gerekir. Ancak bu takdirde türbenin neden Gevher Nesibe Hatun tarafından yaptırıldığı kitâbesiyle sâbit olan şifahane kısmında değil de medrese kısmında bulunduğu sorusu karşımıza çıkıyor. Bu sorunun cevabı iki şekilde olabilir: Ya şifahane aslında türbenin bulunduğu bina idi ve kitabe sonradan bu binanın portalinden sökülüp bugün şifahane olarak tanınan binanın portaline konulmuştur ya da her iki bina aynı kimse tarafından yaptırılmış ve bâniyesinin türbesi külliyenin uygun bir yerine oturtulmuştur. Biz bu iki ihtimalden ikincisinin doğru olduğu kanısında bulunuyor ve Çifte Medrese’nin tamamının Gevher Nesibe Hatun’un vasiyeti üzerine yaptırıldığını ve türbede de bu sultanın yattığını sanıyoruz.

Çifte Medrese bugün Mimar Sinan Parkı içinde kalmakta olup Erciyes Üniversitesi’ne bağlı Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılmaktadır.

TELEFONLAR:

(0 352) 437 52 72
(0 352) 231 35 65

Aralık 24th, 2008

Kastamonu Müzesi :

Kastamonu Müzesi Müdürlüğü

KASTAMONU MÜZELERİ Kastamonu Arkeoloji Müzesi

Planı Mimar Kemalettin Bey tarafından çizilen müze binası ilkin 1910 yılında İttihad ve Terakki Klübü olarak kullanılmış, daha sonra 1921′de İstiklal Mahkemesi’nin hizmetine verilmiştir.

1940′lı yıllara kadar Türk Ocağı, Halk Fırkası, Kastamonu Gençlik Teşkilatı gibi çeşitli kurum ve derneklerce de kullanılan bina, 1945 yılında Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından alınıp müzeye dönüştürülmüştür.

Bina 1952 yılında müze müdürlüğü haline getirilmiştir. Müzede Kastamonu ve civarından bulunan Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli cam, pişmiş toprak eserler, heykeller, mezar stelleri sergilenmektedir. Ayrıca teşhirin bir bölümü Atatürk Salonu olarak düzenlenmiş olup, Atatürk’ün 1925 yılında Kastamonu gezisinde kullandığı çeşitli eşyalar ve fotoğraflar sergilenmektedir.

Lahit - Roma lahtinin ön cephesinde iki çelenk, ortasında boğa başı, üstünde savaşçı Dioscur bulunmaktadır. Arka cephesinde iki çelenk Medusa başı, çelenk üstünde aslan ve kartal kabartmaları yer almaktadır.


Satyr - Roma Devrine ait mermerden çıplak erkek heykeli olup, kaide üzerinde durmakta, sol omzundan, sağ omzuna doğru sarılı dağarcığı eliyle tutmaktadır.

Kadın Heykelciği- Helenistik Döneme ait, pişmiş toprak heykelcik tahtına oturmuş vaziyette sağ eliyle saçını tutmaktadır. Başında tacı vardır; sağ elinin altında aslan durmaktadır. Elbise kıvrımları son derece doğal şekillendirilmiştir.

Lahit - Sert beyaz mermerden, Roma Dönemine aittir, sağlam durumdadır. Kapak ve kutu demir bir mengene ile bir arada tutuluyor. Kapak yüksek bir çatı görünümünde, köşelerinde akroterler vardır. Ön cephede yarım çelenk, çelengin üzerinde bir çiçek, sağda bir yarım çelenk, üzerinde bir baş (Eros olabilir), ortada kitabe bulunmaktadır.

Dikili Taş- (Mezar Taşı) Ortadan delinmiştir. Soluk kireç taşındandır: Yukarıda kitabe; dikili taşın yüzünde, kitabenin altında objeler ve aletler, yukarı kısımda (soldan sağa) bıçak, tarak, sepet, ayaklı bir kap bulunmaktadır; aşağı kısımda vazo, asma ve üzümler, keser, kanca; en aşağıda ise pırazvana veya kesme aleti yer almaktadır.

Cumhuriyet Caddesi
Tel : (0366) 214 10 70
Faks : (0366) 214 54 56

Pazartesi dışında her gün 08.30-16.30 saatlerinde ziyarete açıktır.

Liva Paşa Konağı Etnografya Müzesi

Livapaşa Konağı Etnografya Müzesi

Sivil mimarlık örneği olan Livapaşa Konağı, 1870 yıllarında Mir Liva Sadık Paşa tarafından özel olarak yaptırılmıştır. Konak 1979 yılında Kültür Bakanlığı’nca kamulaştırılmıştır.

Onarım ve restorasyon çalışmalarına 1985 yılında başlanmış, 1997 yılında Livapaşa Konağı Etnografya Müzesi olarak hizmete açılmıştır.

Düzenleme
Orta Katta:
Kastamonu el sanatlarını yansıtan; ahşap eserler, dokumacılık, giysi ve silah, baskıcılık, kunduracılık, semer-koşum, urgancılık, bakırcılık, sanatlarının icrası, odalarda seksiyonlar halinde yansıtılmıştır.

Üst Kat: Müze ev olarak, gelin yatak odası, oturma odası, baş oda, günlük oda (erkek), misafir odası, günlük oda (kadın) olarak düzenlenmiştir.

Üst kat salonlarında etnografik eserler sergilenmiştir.

Aralık 24th, 2008

Ağrı İshak Paşa Sarayı :

Ağrı İshak Paşa Sarayı

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü

AĞRI İSHAK PAŞA SARAYI


İshak Paşa Sarayı, saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayı’ndan sonra son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür.

Doğubeyazıt İlçesi’nin 5 km. doğusunda, bir dağın yamacındaki tepe üzerine kurulan Saray, Osmanlı İmparatorluğu’nun Lale Devrindeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yy. Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür. Sarayın Harem Dairesi Takkapı kitabesine göre yapılış tarihi Hicri 1199, Miladî 1784′tür.

Saray binasının bulunduğu zemin vadi yakası olduğundan, kayalık ve sert bir yerdir. Eski Beyazıt şehrinin merkezinde olmasına rağmen, bu yapının üç tarafı (kuzey, batı, güney) dik ve meyillidir. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Sarayın giriş kapısı buradadır. Aynı zamanda en dar cephesidir.

Saray, kalelerin özelliğini kaybettiği; ateşli silahların bulunduğu bir çağda yapıldığından, doğu yönündeki tepelere karşı müdafaası zayıftır. Cümle kapısı müdafaa bakımından en zayıf noktasıdır. Cümle kapısı bölümü, İstanbul ve Anadolu’da kurulan saraylarınkinden farksız olup, taş işçiliği ve oymacılığı yönünden muntazamdır.

Türklere özgü tarihi saray örnekleri bugün ülkemizde pek az sayıda kalmıştır. Bunlardan biri de İshak Paşa Sarayı ve Külliyesi’dir.

İshak Paşa Sarayı şu mimari bölümlerden meydana gelir:

1- Dış cephe,
2- Birinci ve ikinci avlu,
3- Selamlık dairesi,
4- Cami binası,
5- Aşevi (Darüzziyafe),
6- Hamam,
7- Harem dairesi odaları,
8- Merasim ve eğlence salonu,
9- Takkapılar,
10- Cephanelik ve erzak odaları,
11- Türbe binası,
12- Fırın,
13- Zindan,
14- İç mimariden bazı bölümler (kapılar, pencereler, dolaplar, şerbetlikler, şömineler vs.)

Saray Osmanlı, Fars ve Selçuklu uygarlığının mimari üslubunu bünyesinde toplayan bir özellik taşır. Cildıroğullarından II. İshak Paşa ile Çolak Abdi Paşa’ca 1685′te yaptırılan saraya, 1784′te son şekil verilmiştir. Yapı yaklaşık olarak 115×50 m. ölçülerinde bir alana kurulmuştur. Kesme taştan yapılan sarayın doğu cephesindeki portali kabartma ve süslemeleriyle Selçuklu sanatının özelliklerini yansıtır.


Saray iki avlu ve bu avluda bulunan yapılar topluluğundan meydana gelmiştir. Birinci avludaki yapıların bazıları yıkılmıştır. Dört tarafı yapılarla çevrili ikinci avlu dikdörtgen planlıdır. Girişe göre sağ tarafta selamlık ve onun arkasında haremlik vardır. Bunların sonunda cami ve türbe bulunmaktadır. Türbe Selçuklu kümbet mimarisi üslubunda inşa edilmiştir. Saray bölümü iki kattan oluşmaktadır. 366 oda da bu iki kat içinde yer almaktadır. Her odada taştan yapılmış ocaklar vardır. Taş duvarlardaki boşluklar bütün yapının merkezi bir ısıtma sistemine sahip bulunduğunu göstermektedir. Divan salonu 20×3 m. boyutlarındadır. Duvarları ve tabanı taştandır. Duvarları Türk hat sanatının örnekleriyle, sülüsle yazılmış ayet ve beyitlerle süslüdür. Burada yer alan “İshak meram üzere kerem kıldı cihanı-Binyüzdoksandokuz buna oldu tarih” beytinden sarayın miladî 1784 yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır. Sarayın ikinci avlusundaki türbe, kesme taştan yapılmıştır. Bu sekizgen türbe, Selçuklu türbe mimarisi geleneğinin tipik örneği olan kümbet şeklindedir ve iki katlıdır. Duvarları geometrik motiflerle süslüdür. Bu türbede Çolak Abdi Paşa, İshak Paşa ve yakınları yatmaktadır.

Aralık 24th, 2008

Kars Müzesi :

Kars Müzesi Müdürlüğü

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü

KARS MÜZESİ VE TARİHÇESİ

Kars geniş bir çevreye sahip olmanın yanında M.Ö. 25 bin yılından bu yana çeşitli millet ve medeniyetlerin kurulup yaşamasına ve gelişmesine sahip olmuş bir yer olması bakımından bir müzeye olan ihtiyacı gün geçtikçe daha da artmış bulunduğundan Cumhuriyet Dönemi ile birlikte bazı taş eserler bir kısım yerlerden toplanmaya başlanmış ve bunun neticesi olarak ilk defa bir müze Kars’ın eski vilayet konağının bir odasında zamanın halkevi Başkanı Dr. Budak Demiral ve Halk Eğitim Müdürü Hasan Kartari tarafından “Eski Eserleri Koruma ve Müze Memurluğu” adı altında 1959 yılında Kars Müzesi’nin çekirdeği oluşturularak kurulmuştur. Bu oldukça anlamlı teşebbüsle eski eser toplama çalışmaları giderek artmış ve toplanan eserler başlangıç olarak eldeki imkanlar dahilinde kayıtları yapılmaya başlanmıştır.

1959 yılında kurulan müzeye gerek toplama gerekse satın alma yoluyla birçok eser kazandırılmış olup, bu işin sonucunda birçok eserler ortaya konulunca 20 Aralık 1964 tarihinde Kümbet Camii (Havariler Kilisesi) olarak bilinen yerde gerekli çalışmalar yapıldıktan sonra nihayet teşhir tanzim yapılarak sergileme yapan bir müze hüviyetine kavuşmuştur.

Kars Müzesi yüklendiği bu görevi 24 Haziran 1969 yılından itibaren Müze Müdürlüğüne dönüştürülerek faaliyetlerini artırarak devam etmiştir.

Kars’ın turizm potansiyeli müzemize bağlı Ani ören yerinin turizm potansiyeli ile başbaşa ve hatta kendisidir. Bunların yanında müzenin inkişafi 1965-1971 yıllarında Kağızman Camuşlu Yazılıkaya ve Kurban Ağa Mağarası’nda kazı ve araştırmayı yapan Prof. Dr. İ. Kılıç KÖKTEN’i müzemize kazandırmış olduğu eserlerle kendini tamamlamıştır. Gerek kazılar ve gerekse diğer yollar müzeye eser kazandırılması sonucunda Kümbet Cami’de faaliyetini sürdüren müzenin yeri kendisine yetmemeye başlamıştır.

Bu dar imkanlarıyla kazılardan ve diğer yollardan müzeye gelen eserlerini halkımızın hizmetine sunan müzemiz, çevresine bir okul kadar her kademeden topluma hitap eden bir eğitimle kültür kuruluşu olmuştur.

Müze binası olarak kullanılan ve Abbasi halifelerine tabi Bağaratlı Kralı 1. Abbas Takvar tarafından M.S 932-937 yıllarında 12 Havari adına yaptırılan ve zamanımızda Kümbet Camii olarak bilinen dört yapraklı yonca planında uzun kasnaklı ve külah biçiminde sona eren kubbe ile örtülü mekan, zamanla müzeye yetmediğinden bugünkü modern binanın yapılması planlanmıştır. 1971 yılında İstasyon Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi, Taşlı Harman Mevkii ve gaz ambarının caddeye göre önde bulunan yerde, asıl imar planında Kaleiçi Mahallesi Müstakem Mevki’de Kars Çayı’nın kenarına kendine tahsis edilen 3200 m2 lik yerle takas edilen 4500 m2lik bu yerin mevcut işgal ettiği alan ancak 3100 m2 kadarlık bir alana temele atılarak 1978 yılında tamamlanmıştır. Bu zaman aralığında müze görevini, büro olarak 1877-78 Osmanlı – Rus Harbinin (93 Harbi) Komutanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın karargah binası olarak kullanıldığı binada, teşhir olarak da yine Kümbet Camideki yerde devam ettirmiştir.

1978 yılında yeni Müze Binasına taşınma işlemleri başlanmış olup, 1979 yılından itibaren teşhir ve tanzim çalışmalarına da başlanarak 22 Nisan 1981 tarihinde yeni müze ziyaretçilerin hizmetine sunulmuştur.

Bodrum katla beraber 3 (üç) kat ve 7 (yedi) ana bölümden meydana gelen Müze binasının hizmette kullanma açısından;

Bodrum katta:

a) Kalorifer Dairesi

b) Depolar

Zemin katta:

a) Eski Eser Deposu

b) Bürolar

c) Arkeolojik Eser Salonu

I. katta:

a) Etnografik Sergi Salonu

b) Lojman bölümlerinden oluşmaktadır

Bunların dışında ana caddeye bakan tarafta bahçe teşhir ve tanzimi ile giriş bölümleri, kuzey tarafta bina duvarına bitişik vaziyette kendine ayrılmış özel ray sisteminin üzerinde; Doğunun Kurtarıcısı Büyük Asker Kazım Karabekir Paşa’ya 1921 Kars Antlaşması sırasında bir iyi niyet jesti olarak Ruslar tarafından hediye edilen tarihi “Beyaz Vagon” bulunmaktadır.

Kars Müzesin’nde arkeolojik ve etnografik olmak üzere iki grup eser sergilenmektedir.

Bölgemizde bol olan tarihi zenginliklerin ürünlerini sergilemiş olduğumuz arkeolojik eser salonunda 12 adeti büyük olmak kaydıyla duvar vitrinleri,  4 adeti orta vitrinleri ve 2 adeti de masa tipi vitrin diye adlandırdığımız toplam 18 adet vitrin bulunmaktadır.

Arkeoloji bölümünde bulunan eserlerde genellikle Prehistorik Çağdan sırasıyla Kalkolitik, Eski Tunç, Urartular, Roma Çağı, Bizans Çağı, Selçuklular ve Osmanlılara aittir. Bunlar arasında; taştan tahıl öğütme değirmenleri, Opsidien kesici aletler, pişmiş toprak kap-kacaklar, kemik-cam, boncuk ve bronz olmak üzere çeşitli süs takıları, cam gözyaşı şişeleri, dinsel aletler, baltalar, mızraklar, ok uçları, mühürler, yün eğirme aletleri, kandiller, bronz iğneler, bronz makyaj aletleri ve geçmişten günümüze değin çeşitli cins ve devirlere ait para ve madalyonlar bulunmaktadır. Vitrinlerin dışında iki adet dört kanatlı ve kemer altı bölümünü meydana getiren yarım dairevi kısım mevcut olan Geç Hristiyanlık örneği ahşap kapı, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait çoğunluğu mimari yapıları olduğu sanılan yazılı kitabeler ile iki aslanı kollarının arasına almış vaziyette canlandırılmış Selçuklu Devrine ait taştan mitolojik tasvir bulunmaktadır.

Arkeoloji salonu içerisinden bir merdivenle çıkılan Etnoğrafik eser salonunda 8 adeti büyük olmak üzere 16 adet duvar vitrini ve 2 adeti de masa vitrini olmak üzere 18 adet vitrin bulunmaktadır.

Etnoğrafya bölümünde bulunan eserler genellikle; Kars ve çevresinden derlenmiş olan dokuma örneklerinden halı, kilim, heybe, at çulu, farma halı ve kilim yastık yüzleri, seccadeler ile bakır ve tunçtan mamül kazanlar, siniler, tepsiler, taslar, ibrikler, yamaklar, (küçük kazan veya yardımcı kap) debbeler (kavurma kabı), kevgir leğen, sahan, havan ve kaşıklar gibi mutfak eşyaları, altın ve gümüş işlemeli hançer, kama ve kılıç filintalar, çakmaklı ve toplu tabancalar, demir ve tunç baltalar ile barutluklar gibi silahlar, el ve matbu baskılı eski kitap fermanlar (vesika) gazeteler, çanta ve yazı takımı gibi yazılı basılı eserler, çadırların içinde bölmeler oluşturmak için çubuklar üzerine değişik renklerde iplikler sarılarak kilim gibi desenlendirilmiş çadır çıtı, yöreye ait kaftan, cepken, üç etek, bel kuşağı, baş örtüsü, göğüslük (tor) duluk ipi, saç bağı, şal kuşak ve çoraplar gibi günlük giysiler sanat tekniğinde gümüş işlemeli eyer takımı, deve çakları, ahşap baston, sopa ve gümüş kırbaç, fayton fenerleri, gümüş işlemeli saatler ve gümüş köstekleri, gümüş muskalıklar, gümüş tabakalar, gümüş kehrubar, oltu taşı, koka mercan, sedef olmak üzere tesbih ve ağızlıklar, nargile, şamdanlar, lambalar, semaverler, süt takımı, şekerlik, maşa, gümüş kemerler, gümüş bilezikler, tepelikler gerdanlıklar ve başlıklardan (Kofik) oluşmaktadır.

Ayrıca vitrinlerin dışında üç yastık ve divan halısı ile hazırlanmış bir divan üzerinde  dokuma aletlerinden terşi, kirman, ve çıkrık ile yarım dokunulmuş bir yöresel halı tezgahta takılı vaziyette ve halı dokumada kullanılan aletleri ile beraberinde etnografya salonumuzu süslemektedir.

Bunların dışında müze bahçesindeki teşhirde çeşitli Türk boylarının Kars ve çevresinde kullanmış oldukları koç, koyun, kuzu ve at mezar taşları, ile Selçuklu ve Osmanlılara ait yazılı kitabeler ve mimari parçalar bulunmaktadır.

İstasyon Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi No:365
Tel/Faks : (0474) 212 38 17

Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00-17.00 saatlerinde ziyarete açıktır.

Aralık 24th, 2008

Karaman Müzesi :

Karaman Müzesi Müdürlüğü

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü

KARAMAN MÜZESİ


Müze, Karaman’ın merkezinde, Turgut Özal Caddesi üzerinde ve Karamanoğulları Beyliği Devrinin en güzel mimari örneklerinden birisi olan Hatuniye Medresesi’nin arkasında yer almaktadır.

Karaman ve çevresinde tarih öncesi ve tarihi devirlere ait birçok uygarlığın izlerine rastlanmaktadır. Bugün Karaman çevresinde pek çok höyük ve örenyeri bulunmaktadır. Ancak Karaman’da müzecilik faaliyetlerinin geç başlaması sonucu buralarda bulunan taşınabilir eserlerden birçoğu başka müzelere götürülmüştür.

Bu zengin arkeolojik ve etnografik eserlerin yerinde korunması gerektiği görüşünden yola çıkılarak bazı yerel yöneticilerin ve ileri gelen Karamanlıların desteği ile ilk müze 1961 yılında Turizm Derneği ve kütüphanede kurulmuştur. Eserler 1963 yılında çarşı içinde bir binada, 1966 yılında İbrahim Bey İmareti’nde, 1968 yılında kiralık bir evde, 1971 yılında ise şimdiki hizmet verdiği binada teşhir edilmiştir.

Müze binası iki katlı olup, her katta 550 m² kullanım alanı bulunmaktadır. Alt katta ileride ziyarete açılabilecek ikinci bir teşhir salonu, depo, fotoğrafhane, işlik ve kitaplık yer almaktadır.

Üst katta yer alan teşhir salonu iki seksiyondan oluşmaktadır; eserler 32 vitrinde teşhir edilmektedir. Arkeolojik seksiyonda Neolitik Çağdan Geç Bizans Çağına kadar birçok uygarlığa ait eser bulunmaktadır. Etnografik seksiyonda da Selçuklu, Anadolu Beylikleri, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait eserler bulunmaktadır.

Müze bahçesinde çoğunluğu Roma Dönemine ait mezar stelleri olmak üzere Bizans ve Türk-İslâm Dönemine ait taş eserler yeşil saha üzerinde düzenlenmiştir.

Teşhirdeki eserlerden özellikle Canhasan Höyüğü kazılarından elde edilen Neolitik-Kalkolitik Çağ buluntuları dikkat çekicidir. 1, 2, 3, 14 ve 17 numaralı vitrinlerde sergilenen Canhasan Kalkolitik Çağ buluntuları arasında; pişmiş topraktan yapılmış çanak çömlekler insan ve hayvan figürinleri, taş baltalar, obsidiyenden ok uçları, kemikten yapılmış kazıyıcılar, kolye ve bilezikler, midye kabuğundan süs eşyaları, mavi apatit taşından kolyeler ve bazalttan yapılmış öğütme taşları da vardır.

Bronz Çağına ait eserlerin sergilendiği 4 numaralı vitrinde Sısanın Höyüğü ve Gökçe Köyü’nden çıkmış çanak çömlek eserlerin yanında Batı Anadolu Yortan kültürüne ait siyah, koyu gri renkte parlatılmış çanak çömlek eserler yer almaktadır.

Hellenistik Döneme ait eserlerin sergilendiği 5 numaralı vitrinde Mersin-Gelindere, Muğla İasos, Adıyaman ve Karaman çevresinden derlenmiş olan eserler bulunmaktadır. Bunların çoğunu lekitos ve tabaklar oluşturmaktadır.

6 numaralı vitrinde yer alan Roma Dönemine ait eserlerin çoğu Karaman-Taşkale, Bayır, Karacaören ve Kâzımkarabekir’den derlenmiştir. Pişmiş topraktan yapılmış insan ve hayvan figürinleri, kandiller, testicikler, tabaklar bulunmaktadır.

7 numaralı vitrinde Roma ve Bizans dönemlerine ait gözyaşı ve parfüm şişeleri sergilenmektedir. Bunların içerisinde düz ve desensiz olanlar olduğu gibi çok renkli ve bezemeli olanları da vardır.

8 ve 9 numaralı vitrinlerde Bizans Dönemine ait ahşap kapaklar, kutu parçaları, makyaj kutuları, bronzdan haçlar, altın takılar, bronz kandiller ve Bizans seramiğinden örnekler sergilenmektedir.

12, 13, 18 ve 19 numaralı vitrinlerde sırasıyla Yunan, Venedik, Roma, Bizans, Beylik, Karamanoğlu, Osmanlı ve Cumhuriyet sikke ve paraları sergilenmektedir.

15 numaralı vitrinde Urartulara ait bronz bilezik, figürin ve adak levhaları sergilenmektedir. Bu eserler genellikle satın alma yoluyla müzeye kazandırılmıştır.

16 numaralı vitrinde erken ve geç Hitit dönemlerine ait taştan damga ve silindir mühürler ile vitrin içerisinde bulunan mühürlerin baskı fotoğrafları sergilenmektedir.

Etnografik seksiyonda 20 numaralı vitrinde Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait çini, mozaik, lüster, sıraaltı ve sıraüstü çiniler, alçı kabartmalar, Çanakkale ve Kütahya çinileri sergilenmektedir.

21 ve 22 numaralı vitrinlerde Karaman çevresinden derlenmiş olan 14. ve 19. yüzyıl Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait üzerleri geometrik ve bitkisel süslemeli kazan, tepsi, sini, tabak, şifa tasları, havan, sefer tası ve ibrik sergilenmektedir.

24 ve 25 numaralı vitrinlerde ahşap eserlerden sedef kakma ile işlenmiş çekmece, nalın, çıkrık, kahve değirmeni, kahve soğutacağı, ayna kabı, kaşık muhafazası, ölçek kabı, dibek, müzik aletleri v.b. eserler sergilenmektedir.

26 ve 27 numaralı vitrinlerde genellikle Toroslar’da yaşamış Türkmenlerin kullandığı kumaş çadır süsleri, beşik, hayvan koşum takımları, giysi örnekleri, deri çizme sergilenmektedir.

28 ve 29 numaralı vitrinlerde Karamanoğulları Beyliği ve Osmanlı dönemlerine ait tezhipli Kur’anlar, fermanlar, şeriat mahkemelerine ait kararlar ve Ahi Evran Fütüvvetnamesi sergilenmektedir.

30 numaralı vitrinde değişik formlarda gaz lambası örnekleri sergilenmektedir.

31 numaralı vitrinde gümüş takılar, tepelikler, zülüflükler, kıstı, şildir, sikkeli fes ve cep saatleri sergilenmektedir.

32 numaralı vitrinde bölgede halen kullanılan el örgüsü çorap ve eldivenlerden örnekler sergilenmektedir.

33 numaralı vitrinde değişik hayvanlar için kullanılan farklı türden çan ve zil örnekleri sergilenmektedir.

Ayrıca iki adet masa vitrinde silahlar, barutluklar, vezne, mum makası, kaşık, kapı tokmağı, kırbaç, mühür, ağızlık, tespih gibi eserler sergilenmektedir.


Sergide vitrinler arasına pano şeklinde asılmış halı ve kilim örneklerine de yer verilmiştir. Arkeolojik salonda ise Asklepios heykeli, Sidemara tipi lahtin bir yüzü ve Bizans Devrine ait bir kadın cesedi gibi buluntular sergilenmektedir.

Müze alt katında yapımına geçmiş yıllarda başlanmış olan bölümde, eski Karaman evlerinden sökülmüş olan dolap, kapı, raf ve ocak duvarlara monte edilmiş haldedir. Bu bölümde bazı ziraat aletleri de bulunmaktadır. Ancak burası henüz teşhire açılamamıştır.

Üst katta ayrıca idari bölümün yanında müzenin, halkın ve öğrencilerin sanatsal çalışmalarının dönemler halinde sergilendiği bir sergi salonu bulunmaktadır.

Hastane Caddesi
Tel : (0338) 213 15 36

Her gün 08.00-12.00/13.00-17.00 saatlerinde ziyarete açıktır.